yemek tarifleri, yemek tarifi, kolay yemek tarifleri, oktay usta, oktay ustam, resimli yemek tarifleri, oktay usta, oktay usta yemek tarifleri, kolay yemek tarifleri

oktay ustanın nefis resimli yemek tarifleri oktay usta, oktay ustam

Mesajlar Etiketlendi ‘oktay ustam’

oktayustam.com www.oktayustam.com http://oktayustam.com

Yazan: oktayusta Mart 11, 2010

etiketler: oktay usta, oktayustam, oktay ustam, oktay usta yemek tarifleri, oktay usta resimli yemek tarifleri

BU YAZI COK ARANDIĞI İÇİN EKLENMİŞTİR

oktayustam.com www.oktayustam.com http://oktayustam.com

oktay ustayı tanımayanımız yoktur. Türk televizyonlarının sevimli aşçısı oktay ustanın yemek tarifleri toplumumuz tarafından çok beğenildi. oktay usta nefis yemekleri ile damak tadımızı geliştirdi

oktay usta resimli yemek tarifleri

Oktay Usta Kimdir

Oktay Usta Kimdir?

O, on yıldır hayatımıza, sofralarımıza konuk olan bir modern zaman aşçısı.

Mutfağın Beyefendisi

O, dokuz yıldır hayatımıza, sofralarımıza konuk olan bir modern zaman aşçısı. İşte, reyting rekorları kıran, kitapları çok satan ve yüzbinlerce tiraj kazandıran Türkiye’nin en ünlü aşçısının ilginç hikâyesi. Kendisinin ve başkalarının dilinden…

——————————————————————————–

Kim maziyi değiştirmeden anlatabilir ki? Kelimeleşmeyen ‘zevk-i tahattur’, bir rüya kadar soluk ve fâni. Ama yaşayan insanla, hatırlayan insan aynı mı?’ diyen Cemil Meriç, hayatının son yıllarını İstanbul Üsküdar’daki Fethi Paşa Konağı’nda geçirmişti. Konağın insanı rahatlatan, içini ısıtan sıcaklığı da o zamanlardan kalmaydı belki de. Kalabalık İstanbul’a yabancılaşmış bu sessiz mekânda önce Cemil Meriç’i andık, sonra da ekranların en maharetli aşçısıyla çocukluğundan günümüze doğru uzunca bir yolculuğa çıktık…

Kimden mi bahsediyoruz? Tabii ki 1968 yılının sonbaharında (27 Eylül) dünyaya gelen Oktay Aymelek’ten, nam-ı diğer ‘Oktay Usta’dan. 9 yıldır hafta içi her gün Samanyolu Televizyonu’nda görmeye alıştığınız, enfes tarifleriyle nice misafiri sofralarınıza konuk ettiğiniz biri o. Ekranlarda göründüğünden çok da farklı değil aslında. Kimi zaman şaşkın, heyecanlı, enerjik, kimi zaman da düşünceli. Ama hep samimi… Oktay Usta’yı ekranlardan ‘tanıdığınız’ doğru. Lakin çocukluk yıllarını, bugünlere nasıl geldiğini, ailesini, ilk televizyon programında yaşadıklarını, hayalindeki mesleği ve “Doğan Medya grubuna geçiyor” söylentilerinin arka planı ve daha fazlasını öğrenmek istiyorsanız buyurun…

ANNEMİN SOFRASI HERKESE AÇIKTI

Yemeği ve aşçılarıyla meşhur Bolu’nun Mengen ilçesi Gökçesu Kadılar köyünde başlar ustamızın hayat serüveni. Bilal Usta ile Fatıma Hanım’ın üç kız üç erkek çocuğundan en küçüğüdür; ama ileride evin tek hâkimi olacak Küçük Oktay’dır o. İlkokul yılları hayli ‘karanlık’ geçer. Sakın onun yaramaz, başarısız biri olduğunu düşünmeyin; o mânâda değil… Tam aksi, çalışkandır; ama akşamları karanlıkta ders çalışmakta zorlanıyordur. Hep ‘idare’ lambalarıyla dersine çalışıp kitap okur, gaz ışığında ödev yapmaya çalışır. En büyük zevkleri arasında ‘idare’den çıkan isle dumanla defter ve kitaplarını boyamak da vardır.

Baba Bilal Usta, İstanbul’daki Piyade Okulu’nda aşçıdır. Bu yüzden evin reisi ancak ayda bir kere eşini ve çocuklarını görmeye gelir, iki gün kalıp geri döner. Bilal Bey, bu kısa ziyaretlerde ailenin tarım ve hayvancılıkla ilgili işleriyle de ilgilenmek zorundadır. Sevgiye en çok ihtiyaç duyan Oktay da babasına yardım ederek ona özlemini giderir. Bilal Usta gider gitmez tüm sorumluluklar yine fedakâr anne ve çocuklarına kalır. Henüz ilkokula giden Oktay’ın vazifesi de akşamları tavukları kümese sokmaktır.

Oktay Usta’nın çocukluk yıllarında cuma ve pazar günlerinin ayrı bir yeri vardır. Çünkü cuma, babasının sabaha karşı gelmesi, pazar öğlen de gitmesi demektir. Ulaşım da zordur 1970’lerde. Gökçesu Kadılar köyü Bolu’ya 25-30 km. uzaklıktadır. Bilal Usta çetin kış şartlarında o uzun yolu bazen yürüyerek, bazen tanımadığı insanların araçlarına binerek kateder. Özlemini dillendiren çocuklarına da hep “Yavrum gelmek için çok zorluk çektim.” der. Yaşadıklarını dinleyen gözleri pırıl pırıl altı çocuk da babalarının anlattıklarına üzülür, bir türlü “Yine gel baba” diyemez can-ı gönülden.

DİREKSİYONA NİYET, MUTFAĞA KISMET

Aymelek Ailesi’nin yaşadığı tüm bu zorluklar köydeki hemen her aile için geçerlidir aslında. Çünkü orası gurbetçiliğin en çok hüküm sürdüğü topraklardan biridir o zamanlar. Genelde erkekler büyük şehirlere çalışmaya gider, hanımlar ise çocukları büyütüp toprağa, hayvanlara sahip çıkar. Herkesin alın yazısı aynı yazılmış gibidir Kadılar köyünde… Fatıma Hanım, herkesin çok sevdiği, saydığı bir insandır. “Annem mükemmel bir insandı.” sözleriyle anlatıyor Oktay Usta ; “Bizim ev, yolun kenarındaydı. Eğer o gün evde ekmek pişiriyorsa yoldan geçen herkese ikram ederdi. Sofrası hep açıktı. Yemek saati olsun olmasın, kim gelirse yemek yedirmeden göndermezdi. Çok sevilip sayılırdı. Zor şartlarda büyüdük. Annem zorlukları kolaylığa çevirmek için elinden ne gelirse yapardı.”

Fatıma Hanım, Bilal Usta’nın yokluğunu çocuklarına hissettirmemeye çalışsa da Oktay Usta babasına her zaman ihtiyaç duyduğunu anlatıyor şimdi: “Ama isteklerimin imkânlar dâhilinde olması gerektiğini öğrenmiştim. Babamın yanımızda olmaması çok kötü bir durumdu. İnsan baba şefkatini de istiyor, çok özlüyor. Şöyle baba-oğul bir zaman geçirmek nasip olmadı. Hep babamın yanında olayım, varlığını hissedeyim istedim. Yetişme çağlarında yanımda olmaması çok üzücüydü.”

Oktay Usta’nın ilkokuldan mezun olduğu yıllarda evdeki ablaları evlenir, ağabeyleri de tıpkı babaları gibi çalışmak için gurbete gider. Aymelek Ailesi’nin çatısı altında sadece Fatıma Hanım ve evin küçük oğlu Oktay kalır. Artık annesine hemen her işte yardımcı olur, hatta komşuları da kıramaz, onların hayvanlarını da otlatmaya götürür. Bahçeydi, hayvanlardı derken 3 yıl geçer ve yaş olur on beş. ‘Gurbet Köyü’nde o zamanlar bir genç biraz serpilip büyüyünce “Artık gurbette çalışma vaktin geldi” dendiği için küçük Oktay da amcası Sabri Usta’yla taşı toprağı altın denilen İstanbul’un yolunu tutar. Hâlbuki Genç Oktay imkansızlığın kol gezdiği köylerinden geçen kamyonlara bakarak kendisinin de bir gün şoför olacağını, çok uzaklara gideceğini hayal edermiş hep. Fakat “dede ve baba mesleği olan aşçılık ağır basmış” desek de inanmayın; çünkü ona seçme şansı verilmemiş. Baba yarısı Sabri Usta, “Oğlum artık senin aşçılığa başlama vaktin geldi. Hazırlan bakalım.” demiş. Tabii emir büyük yerden gelince genç Oktay’ın aklına ne hayalleri gelmiş ne de aşçı olmayı isteyip istemediği…

Mengen, Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış aşçılarıyla ünlü bir yer. Maharetli Mengenlileri aşçı yapmaya sevk eden mantık ise şu: “Aşçı ol. Hem karnın tok kalır, hem de cebinde paran olur.” Oktay Usta da bu mantık üzerine evini, anasını bırakıp Nisan 1983’te yeni bir hayata adım atar. Sabri Usta ile Erenköy’deki ünlü bir restoranda çalışmaya başlar. Onun yazgısı da diğer ‘gurbetçiler’inki gibidir. Artık onun yeni evi restorandaki küçük bir odadır, yatağı ise birbiri ardına dizilmiş ranzalardan biri. Henüz 15’indeki ‘tıfıl’ delikanlıya yaşadığı ortam da, çalışma arkadaşları da garip gelir, hatta “Ben neredeyim Allah’ım” diye zaman zaman durup düşünür. İstanbul’a da gurbete de alışmak zordur. Amcası yanında olsa da kendini ‘yalnız’ hisseder: “Çocuk yaşta aileden ayrılmak bambaşka bir şey. Hatta feci bir şey! Kimse hazır olup olmadığımı sormadı. Gurbet acısı bambaşka. İnsanın gönlünü dağlar. Anamı, büyüdüğüm yeri çok özlüyordum. Sanki İstanbul’da yaşamıyor gibiydim. Aklım, gönlüm hep bahçelerde, tarlalardaydı.”

Şimdilerde Oktay Usta’nın bu kadar güzel yemekler yaptığına bakmayın!.. Meğer İstanbul’a ayak basana kadar mutfakla uzaktan yakından alakası yokmuş. Köyde 15’ine kadar kümesten yumurta toplayan, gerektiğinde inek sağan biriyken İstanbul’da hazır sütleri, kesilmiş tavukları görmüş. İlk zamanlarda önüne getirilen bir çuval patates gözünde büyümüş, daha bıçak tutmayı bile bilmezken ustalarının “İnce soy, kalın soyma” ikazlarını duymaya başlamış. Fakat soy soy, ne soğanlar bitermiş ne de patatesler…

Acemi çırak, bıçak tutmaktan elinin bir kısmını hissedemez olur, soğanlar bütün gün ağlatır onu. Arada sıkılıp “Ben nereden başladım bu işe!” dese de sabretmesini bilir. ‘Yemeklerin dünyası’na girmek öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Çırakların tek görevi patates soğan soymak ve mutfağın temizliğiyle ilgilenmektir. Mutfak bezlerini ve ustaların önlüklerini yıkamak da çırak Oktay’a düşer. Üstelik o zamanlar otomatik çamaşır makineleri de yoktur! Günde 15-18 saat çalıştığı için zaman su gibi akıp geçer… Oktay Aymelek, yaşadığı tüm olumsuzlukları zamanla unuttuğunu söylüyor.

İstanbul’daki ilk günlerini patates-soğan soymakla geçiren Oktay Usta, amcasıyla birlikte Ümit Besen, Kamuran Akkor gibi dönemin ünlü isimlerinin sahne aldığı Şişli’deki bir restoranda çalışmaya başlar. Lakin burada da çok rahat değildir. Çünkü mutfak kalorifer kazanının hemen yanında, hem de yerin beş kat altındadır. Malzeme gelen günler ise kâbus gibidir. Çünkü bir kamyon yiyeceği beş kat aşağı indirmek yine çiçeği burnundaki çıraklara düşer. Aymelek, orada 6 ay kadar çalışır, sabrı taşmak üzereyken babasını arar: “Burada perişan oluyorum, artık çalışmak istemiyorum.” Bilal Usta da emeklilik sonrası o yaz İzmir’de bir otele gideceğini, isterse kendisinin de gelebileceğini söyler. Oktay Usta babasıyla çalışmak için can atar, teklifi kabul eder.

HAVANDA UN DÖVÜLÜR MÜ?

Yaz mevsimi gelir ve İzmir Gümüldür’deki Sultan Oteli’nin mutfak bölümüne yerleşirler baba-oğul. Küçükken fazla zaman geçiremediği babasıyla birlikte çalıştığı için çok mutlu olduğunu söylüyor Aymelek: “Babamın varlığı bana çok güven verdi. Diğer tarafta amcam vardı; ama yine de babanın yerini kimse tutmaz. Hayatı boyunca babasıyla birlikte olamamış biri için de bu durum biçilmiş kaftan misaliydi.”

Bir sene kadar mutfak havası solumuş olsa da Oktay Usta’ya temizlik ve patates-soğan soymanın dışında herhangi bir görev verilmez yine. Çünkü aşçı olmak uzunca ve çileli bir yolu başarıyla tamamlamaktan geçer. İlk yıldan sonra çırağın pratiklik kazanması için tavada tuz, mercimek sallatılır, çevirirken de düşürüp düşürmediğine bakılır. Eğer düşürdüyse temizliğe ve sebze soymaya biraz daha devam ettirilirmiş. Çıraklığının ilk yılında yaşadığı bir hatırayı bugün de hâlâ gülerek anlatıyor Oktay Usta: “Bir gün arkadaşım, ‘Bana çok acil un getir, havanın içine koyup döv’ dedi. Çok telaşlı bir anda söyledi bunu. Ben de getirdim, başladım havanı dövmeye. Vurdukça un yukarı sıçrıyor. Başka bir usta gördü, ‘Ne yapıyorsun sen?’ dedi. Ben de Ahmet Usta, havanda bu unu dövmemi istedi dedim. İki usta birden gülmeye başladı. O zaman şaka yaptıklarını anladım. Yanaklarım çok kızarmıştı, şakayı anlayamadığım için utanmıştım.”

YENİ MEKANLAR, YENİ USULLER DEMEK

Babasıyla aynı ortamda çalışmak Oktay Bey’e yarar. Yıl sonunda salata ve soğuk yiyeceklerin hazırlandığı ‘soğuk büfe’ bölümünde çalışmaya başlar. Ustanın kendi mesleğiyle barışması da bu zaman dilimine denk gelir. Çünkü önceden mutfağın her yerini temizlerken şimdi sadece soğuk büfeden sorumlu olmak hem iş yükünü azaltır hem de yemek yapmanın zevkli bir iş olduğunu anlamasını sağlar. Henüz 16 yaşında bir delikanlı olsa da 18 kiloluk bir mayonezi hiç durmadan kim tutacak diye arkadaşlarıyla iddiaya girer, ilk zamanlar olmasa bile kısa süre içinde iddiaları kazanmaya başlar. Aymelek, soğuk büfe tecrübesini de başarıyla tamamlar.

Otelden ayrılırken aşçıbaşının kendisi için yazdığı bonservis, Oktay Usta’yı çok mutlu eder. Sonra baba-oğul bir ay kadar Fatıma Hanım’ın yanında dinlenir. Bu kez ekibe büyük abi Ramazan Usta katılır ve hep beraber kış sezonu için Uludağ’da beş yıldızlı bir otelde çalışmaya başlarlar. Oktay Usta hazır Uludağ’a gelmişken boş zamanlarında kayak yapmayı öğrenir. Bembeyaz örtünün üzerinde kaymak ise onun tüm yorgunluğunu alır, enerjisini artırır.

Uludağ, Bilal Usta’nın son işi olur. Artık yorulduğunu ve eve dönmek istediğini söyler. Haliyle babalarının açtığı yoldan devam etmek, Ramazan ve Oktay kardeşlere kalır. 17 yaşındaki Oktay, kendi ayakları üzerinde durabilen, Antalya, Bodrum, Kuşadası gibi turistik mekânlardaki beş yıldızlı otellerde çalışan bir aşçıdır artık. Gittiği her yerde yeni insanlar, yeni yemekler tanır. Zaten bu kadar çok mekân değiştirmesinin altında da “yeni yemekler, usuller öğrenmek” vardır. Meğer aşçılar yemek portföylerini bu şekilde genişletirlermiş. Oktay Usta’nın yaşadığı zorlu süreç, “Türkiye’de neden ünlü bir hanım aşçı yok?” sorusunun da cevabı aslında…

20 yaşına geldiğinde kendini Manisa Kırkağaç’ta vatanî görevini yaparken bulur. Oradan Ankara Jandarma Genel Komutanlığı’na geçer ve askerliğini mutfak sorumlusu olarak yapar. Askerlik sonrası yine Antalya’daki bir otelde işe başlar. Beş yıllık iş tecrübesinin üstüne askerlik de eklenince genç yaşına rağmen hayli görmüş geçirmiş biri olur usta. Gittiği her yerde farklı insanlar tanımış olması, ‘hayat bilgisi’ni artırır: “Kimlerle arkadaşlık yapacağımı, insanlara hangi kriterlere göre güvenip güvenmemem gerektiğini öğrendim bu süreçte. Her gittiğim yerde 25-30 kişilik bir kadroyla tanışıyordum. Kiminle arkadaşlık yaptığınız çok önemli. Ailem bana sınırlarımı öğretmiş. Kendi doğrularım vardı hep. Buna uyanlarla arkadaşlık yapardım. İşten sonra içki ortamlarına gidenlerle arkadaşlık yapmazdım mesela. Ben çay bahçesine gitmeyi sevenlerdenim.”

1997 yılında Ortaköy Ziya Restoran’da çalıştıktan sonra Topkapı Eresin Otel’de soğuk büfe şefi olur. Usta, o yıllarda uluslararası arenada da kendini göstermeye başlar. 1997-2000 yılları arasında İspanya, Malta ve Londra’da düzenlenen yemek yarışmalarında 2 bronz, 2 gümüş, 2 de altın madalya kazanır. Bu esnada Eresin Otel’de hanımlara süsleme kursu da veriyordur. Samanyolu Televizyonu’nda yemek programı yapan Ayşe Tüter de öğrencileri arasındadır o zamanlar. “Oktay Usta, bir gün kanalımıza bekleriz.” der ona. Perihan Savaş’ın programına katılır ilk olarak; ardından Savaş’la sürekli canlı yayına başlar. Sezon sonunda Ayşe Tüter başka bir kanala, Oktay Usta da ‘Mutfak Keyfi’ programına geçer. Sunuculuğunu Nuriye Özen Toraman’ın üstlendiği program 5 yıl sürer. Fakat Nuriye Hanım’ın Mehtap Televizyonu’na geçmesiyle birlikte programın formatı da değişir.

HUZURLU, MUTLU BİR YUVAMIZ VAR

Son iki yıldır Oktay Usta her gün bir ünlü konuğu mutfağında ağırlıyor, yemek tarifleri verip canlı canlı uyguluyor. Dokuz yıldır aralıksız devam eden Oktay Usta’lı programların hâlâ rakibinin olmaması, reyting rekorları kırması da başarısını kanıtlıyor.

Yazı kategorisi: et yemekleri | Etiketler: , , , , , | » yorum bırak;

Limon ve Domates Eşliğinde Bulgurlu Tavuk

Yazan: oktayusta Şubat 5, 2010

Limon ve Domates Eşliğinde Bulgurlu Tavuk

MALZEMELER:
* 2 yemek kaşığı zeytinyağı
* 1 orta boy soğan ve birkaç arpacık soğan, ince doğranmış
* 10 tavuk pirzola, kemiklerinden ayrılmış
* 7-8 cherry domates veya 3-4 küçük boy domates, doğranmış
* 3 diş sarımsak
* dörtte bir limon kabuğu rendesi
* 1 su bardağı bulgur
* yaklaşık 1 bardak kaynamış su veya tavuk suyu
* yarım tatlı kaşığı tuz
* 1 bardak donmuş veya konserve bezelye
* 1 limon, dilimlenmiş

Hazırlanması:

1. Yağı ve tavukları tavaya alın. Her iki tarafını da iyice pişirin. Pişince tavukları tavadan bir tabağa alın. Aynı tavadaki yağ ile soğanları kavurun. Domates, sarımsak ve limon kabuğunu tavaya ekleyin. 2-3 dakika pişirin.
2. Tavukları tekrar tavaya alın. Biraz daha pişirip bulgurları ekleyin. Üzerini bir miktar geçecek kadar kaynamış suyu ve tuzu ilave edin. Tavanın kapağını kapatıp bulgurların suyu çekmesi sağlayın.
3. Çekince bezelyeleri ekleyin. Limon dilimleri eşliğinde servis yapın

etiketler: Limon ve Domates Eşliğinde Bulgurlu Tavuk, oktay usta, Limon ve Domates Eşliğinde Bulgurlu Tavuk nasıl yapılır, Limon ve Domates Eşliğinde Bulgurlu Tavuk resimli, Limon ve Domates Eşliğinde Bulgurlu Tavuk tarifi, Limon ve Domates Eşliğinde Bulgurlu Tavuk yapılışı, Limon ve Domates Eşliğinde Bulgurlu Tavuk yapımı, emine beder, kolay yemek tarifleri, oktay usta, oktay usta yemek tarifleri, oktay ustam, oktay ustam resimli yemek tarifleri, oktayustam.com, resimli yemek, resimli yemek tarifi, resimli yemek tarifleri, yemek tarifleri resimli, yeşil elma

Yazı kategorisi: tatlı tarifleri | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;